devran çemberinin artık unutulmuş eski bir dairesinde rivayet ederler yer kabuğundan göğe doğru ayaklandığını peşisıra yoldaşlarını, bektaşlarını ve deli başlı irili ufaklı eren yiğitlerini de toprağın bağrında söküp alarak milyar senede söndürmeden küllendirmeden ateşini, korunu ve yüregindeki magmayı esip küserek elleri ve ateş ırmaklarıyla yoğurmuştur toprağın yüzünü özenli bir heykeltraş gibi topraktan can veren can alan madenleri, ırmak yüzlü yağmur sesli suları, ya okşayan ya tokatlayan yelleri biriktirmiştir yıldızlarla, ayla ve güneşle el verip el almış öğrenmiştir Demirkazık'tan mantık ve kelamı, Süreyya'dan akıl ve hikmeti, Zühre'den kadınları, sırri ilimleri Jupiter'den gökyüzü ezgilerini uzak ışıklardan güneş ve bulutlardan ateşin renklerini gecenin renklerini aydan... denir ki yeryüzünü onun kadar iyi anlatabilen yoktur hani derler, şu kara toprak, topraktan çıkan ve toprağa dönen ne varsa bir de ondan dinlemek yeğdir fazla birşey öğrenmek için değilse bile, onun sesinde ola ki bir yerlerde olup biteni gören ve var edenin nefesine mümkündür denk gelmek ola ki, dinlerken nefes sizi de var eder cömertçe... ilk önce olan ve olmaya devam eden adını koysunlar diye insanları gönderince epey zaman sonra adem çocukları kimbilir belki bundan ötürü, ona bakıp Mohammed demişler hamd ederek bilen ve anlatırken hamd eden Tanrı'nın tanığı yeryüzünde Tanrı'nın ispatı kudretin alameti Mohammed adında hamd saklı olan adı hamd kendi hamd... Mohammed Mohammed dağının az sözle böyledir aleme düşüş ve çıkış ve iniş ve yükseliş öyküsü