önce dağ meltemlerini yolladı

meltemler denizi bilmediği yüksekliklere taşıdılar

deniz yeryüzünü görmediği yerlerden gördü

yeryüzüne vuruldu

 

meltemler ellerini bıraktılar denizin

süzüldü deniz göğün katlarından

düşeceğini sandı

Mohammed'i güvenilmez buldu

 

Mohammed doruklarından

serdi pamuk bulutları

denizin altına

deniz yumuşaklıkla gömüldü bulutlara

düşerse Mohammed'e güvenebileceğini anladı

ve nezakatini, şefkatini tanıdı Mohammed'in

Mohammed'e inandı

 

bağrındaki şimşirlerin, limonların,

acı baharatların

ve demirin ve bakırın

kokusunu verdi

Mohammed denize

deniz Mohammed'in kokularıyla iç geçirdi

 

koyaklarını, vadilerini,

derinlerini, doruklarını sundu denize

deniz Mohammed'e sıcaklığıni ve tenini

Mohammed denizi okşamaya doyamadı

 

 

boz kartaldan bir tüy aldı

denizin saçlarına taktı

ve Mohammed denize adını verdi

derin bir solukla

nefesinin ardına

şu topraktan isyanla kalktığı

günden beri

ne görmüş, ne duymuş

ve ne tutmuşsa elinin altında

dünyaya dair 

onu koydu

nefesine dünyayı kattı

 

Mohammed

koca dağ

denize, muştusuna

O’na adını Verdi

 

MIA MARE

 

adla beraber yeryüzü değişti

deniz ve Mohammed de değiştiler

 

 

vakit geçer oldu

haftalar haftaları,

zaman zamanı kovalarken

zaman ve yer ve yurt

ve söz ve hareket

kovalarken devranı

 

Mount Mohammed ve Mia Mare

alıştılar birbirlerine

birbirlerini ısıtmayı öğrendiler

birlikte yürümeyi

söylemeden yapmayı

söylenmeden durmayı

öbürünü içinde bilmenin mutluluğunu

daha nice ince şeyleri

teker teker öğrendiler

öğrendikçe birbirlerine

açtıkları derinlikler çoğaldı

hangisi o derinliğe batsa diğeri çıkarır oldu

sade ama cihanlara örnek

bir mutluluk yeşermeye

başladı aralarında

mutlu oldular

 

Mount Mohammed Mia Mare'ı

gördükçe, düşündükçe,

düşledikçe parladı

parladıkça parladı

 

Mia Mare Mount Mohammed'e

en zarif ve en has edalar, nazlarla kendini sundu

Mia Mare, gözlerinde beğenilmenin,

sevinmenin ve okşanmanın

sevinç çizgilerini taşıdı

ışıl ışıl, yıldızlar gibi

 

Mia Mare Mount Mohammed'e

boynunu verdi, sırtını döndü

Mount Mohammed Mia Mare'ın

boynunu ve sırtını ve ruhunu kutsamayı lutüf bildi

bildikçe bildiler, bildikçe ötesini dilediler...

 

Mia Mare yürüdü

Mount Mohammed bakmayı bildi

Mia Mare oturdu

Mount Mohammed durmayı bildi

Mia Mare konuştu

Mount Mohammed dinlemeyi bildi

Mia Mare sustu

Mount Mohammed silmeyi bildi

Mia Mare dokundu

Mount Mohammed sevmeyi bildi

Mia Mare sevdi

Mount Mohammed sevilmeyi bildi...

 

sayılamaz, bilinemez zaman önce

vermişlerdi insanlar ona bir ad

onu Tanrı'nın ispatı

ve kudreti ve alameti sayıp

 

oysa şimdi Mount Mohammed

bilir sadece Mia Mare’yi

ne ispat ve alamet okunsun ister çehresinden

bilmeyen ne bilsin onun o hali

bile kudrettir ve alamettir

 

Mia Mare ne kudret ne alamet

onun bildiği sadece Mohammed

bildiğini Mohammed kendisi

kendisinin Mohammed olduğu

birlikte iki, ikilikte bir oldukları

 

Mia Mare böyle bilir Mohammed’I

Tutar içinden bir dilek

Bağlar bir dilek gül ağacına

yüreğinde bir isim tutar

kendinden ve Tanrı'dan bir isim...

bilir ki isim hem ismi taşıyana

hem isme verir can

ve anlam ve kudret...

ismi taşıyanla isim hemdildir,

hemsıfattır, hemhaldir,

hemmeşkdir, hemrenkdir

ve en nihayetinde hemseferdir...

 

çıkmıştır Mohammed denize sefere

Mia Mare’ye Mia Mare’yle

Mia Mare içindeki Mohammed’e

rahmindeki Mohammed’e

içi gibi, canı gibi, kendi gibi seslenir

 

MEMO

 

benim Memo’m

Mohammed bürünür ismine

ismi Mohammed’e

ve Mohammed

Mia Mare’nin MEMO’su

Cisimlenir, yeniden doğar

böyle vermiştir Mia Mare Memo’ya can

koca dağı rahminde taşımış ve doğurmuştur

 

 

 

Mia Mare ve Memo

Bir neyse öbürü o

Birbirlerine tek bir şeyi söylerler

 

“Herşey geçer sen geçmezsin

Ben neyim ki sen olmadan

Sen bensin

Ben de sen

Sen de ben

Sen ve sen

Ben ve ben

Biz ve biz

Yalnızca biz…”