uç boz kartal uç

sen ki, beylerin beyisin

göklerden habercisin

uç bozkıra uç

uç açılsın yerin ve göğün kapıları, uç

 

birden bire, ikiden ikiye, tam olandan tam olana

parçadan bütüne, uçtan bucağa, soğuktan sıcağa

uç… uç O’na doğru… uç

 

rehberin suyun, toprağın,

ateşin ve rüzgarın kokusudur bozkırda

nazar eyle günü, karanın sonunu çizen ufukta

güneşin üç mızrak boyu alçaldığı şu vakitte

düşür gölgeni bozkıra

güneşi atese ver

renkleri pişir

gün ortasının, gün boyunun çiğ ışığı

usul usul kesavetlensin, kasvetlenmesin

demlensin, gamlanmasın

yangınlara yatsın, ateş aksın ama yakmasın

dön ha dön, bozkırın renklerini parçala,

yanık morlar, yanik yesiller

ve sarılar, ve okreler, bozlar, hakiler

ve topragin alli pullu kızıllıklarına dön...

dön devran ile… vakte dön…

 

renklerle dillenir bozkırın ruhları

dolsun kulaklarımıza yavşanların,

alıçların, yoncaların, buğdayların türküsü

konuşsun bozkırın ruhları konusur

dört kızıl gelincik,

kül rengi pembe gözlü tavşan

ve iki çift çilli keklik

ve kara pelerin kanatlarıyla bes hacıbaba

yoldaşlar, bekdaşlar

canlar... canlar....

bozkır üstünde ve yer altında

akıp giden, göçüp giden

duran kalkan ne varsa seyrana dal

 

kendine renkler ve sesler seç

bozkırın ulu ruhu

içtenliğin beyazını

bilgeliğin lacivertini ısmarla

donanmışken yüreğin bir kanlı şalının kan kırmızısına

içtenlik, bilgelik ve tutku çehresidir yeni yüzün

veyahut aynada gördüğün

 

renklerin parlasın deyu

alçak sesle konuşmaya yeltenen bozkırdır

salar kokusunu dört yurda

renkler ve kokular ile serhoş,

başı boş olmanın

gölgesizliğine sevin

 

 

bozkır bayram yeri gibi

yansın sönsün işte böyle

beyaz, lacivert ve kan kırmızı

ruhlar ve sesler sarmalar yanımızı

yanılmadığımıza doğru yol alırız

O’na doğru yol alırız

yolcudur yolu yol eyleyen

hikmetin sırrına varırız

 

uçtu boz kartal bozkır üstüne

düştü gölgesi bozkır üstüne

gün batımıyla düz ovada,

sırtında yükleyip yelleri

bulutun peşi sıra, bulut ile kol kola

O’nun çağrısına uydu

uyduğunun Deniz’in çağrısı

olduğunu bozkırın üstüne bildi

bildi ve O’na doğru uçtu

bildiğine uçtu.

 

karaların, toprağın, kumun,

tepelerin ve dağların öz sularını

derinliklerinde biriktirmiş o denize koştu

 

gide gide bozkır suya döndü

bozkır suya döndü

bozkır söndü, deniz doğdu

bozkır yana döne maviye kavuştu

günbatımı, gün sonu, günün son durağında

alacakaranlığın resim gibi uzandığı ufukta

Deniz

yakamozları ile

fener alayları ile

düğün telleri ile

karşıladı  boz kartalı

 

tanık olanlar o ana

tanık olunmadık biçimde

Mohammed’in toprağa konduğunu

ve topraktan dağ gibi yükseldiğini söylerler

onların demesi, olur mu olur

Mohammed dağ gibi kendini bulur.

 

ve turkuaz ve siyah

ve toz pembe ve uçuk mavi

gül yüzlü huzur ve sükünetin şefkati

karşılama, karşılaşma ve kucaklaşma

 

ve sohbet ve lezzet ve mutluluk

ve gözlerden, ellerden, nefesten

ve neşeden ve iç çekişlerden

sevgiyi ve sevgiyi okuma

ve ganidir mahrum kalınmış

asil bir zerafetin

seyretmek havaya dokunmasını

 

ve Deniz’e kanatlanmak sil baştan

gölgelere, gölgelere, denk ahenklere

ışığa koşmak, koşmak ve koşmaktan boşalmak yayından

 

Mohammed bozkırda suyun kokusu

burnunda iken kokladı denizi

içine doldu deniz

çağırdı bozkırın ruhları yağmuru

gönülden dilenen mucize gerçek oldu

 

ve Mohammed

ilk kez ve sonsuza dek Deniz’e büründü

ve kaldı denizde

ve deniz yağmur oldu yağdı üstüne

gözyaşı gibi değil, sağnak gibi değil

şerbet gibi

 

Mohammed suya kavuştu

ve bozkırda herkes bilir

su sevgidir

sevgidir su

 

Mohammed suya kavuştu .