I.
ahreli bir kağıt üstüne simsiyah kapanmışım
kazırım kendimi bir secdeden, ellerimde gizli hattatlar
ve söze gelmez devrik duyarlıklarım
gözlerim -hüznün dilsiz masalcısı-
gözlerimde hiçbir dile çevrilmez kırgınlıklar
oysa saklı hançerimi mağrur bildiniz
kendimin tenha bir yerinde vurulmuşum, yatarım
orası bir denizin gölgesidir, bir siz görürsünüz
yaşam üzre bir goncagülde menekşelenirsiniz
ve ahreli kağıtlar dürülür ferman diye
yufka yaşamların yeni tarihleriyle
kar altında kalkar imzaladığımız aydınlıklar
ve azgın sularda denizi arayan ben
ben konuşmam, susarım
bu aklamaz ki sizi
katilimsiniz
katilimsiniz en azgın sularda
ellerinizde can mürekkepleri sarhoş
aşkınız nasıl bir sarmaşık ki
deniz gören en mağrur balkonlarda
bir gün siz de bendeki katili seversiniz
II.
daha vakit var diye yazmadığım şiirler vardı, kaldılar
yüzümden gelip geçti ilk gençliğin fener alayları
daha vakit var diye dönüp de bir gün
kaldığım yerden, hepsini birden yaşarım sandım
oysa emanetmiş benim sandıklarım
içlerinde kilitli kalmış onca şeyle
günü geldi kendilerini geri aldılar
nasıl kullanılacağı bilinmeyen anlardı
sonuna dek yaşamaktan korkup da kaçtığım
yerini ve anlamını bulmayı beklerken
bazısı çürüdü gitti içimde saklı duygularım
şimdi yabancı bakışlara bir şey söylemeyen
karalama defterleri, bulanık anılar
rüzgara, ateşe, suya yazılmış
gençliğin solgun güncesi
ben ne zaman büyüdüm
onlar ne zaman yetim kaldılar
tutulan güneşlerin altında yollar geçildi
dönüş yok artık o duyarlığa
yaşarken ve yazarken yarım kalmış şiirler,
yarım kaldılar
III.
şimdi tamamlamak adına ne kaldıysa yarım ve yalnız
boş bırak düşlerini, ben geleceğim
kucağımda yaratmanın sevdaları
ve akşamüstlerinde sonlu bekleyişlerin heyacanı
tahta pervazlara takılı kalmış çınar gölgelerinin kapattığı
hiç yaşanmamış taptaze anılarını hediye ederek sana
ben geleceğim
arnavut kaldırımlarının taşıyamadığı yükümle
kendimi yine bir yerinden söküp
en gönül çelen sevgileri ut tellerinde tınlatarak
o birbirimize mühürlenmiş yazgımızı
yine de bir çiçek gibi iliştirip gönlüme
o dinginliği tarihten kalma yuvamız gecelerinin
can cana katan yaz yağmuruyla birlikte
sevinç boranıyla bir oğlan çocuğunun pençelediği
kendimi ağır bir yük gibi çeke çeke
dünyanın sırtlarından yorgun ve telaşlı
biraz daha eskimiş, biraz daha solgun ama biraz daha yürekli
ben geleceğim
dolu da olsa yaslandığım kucaklar
doğru seçerek soruların fiillerini, dürüst cevaplar vererek
mağrur incelikleri, vurgun yemiş fikirleri
geride bırakarak uçurum duygusuyla yaşadığım herşeyi
adresimi yüzümde taşıyan bir duruluğa bürünmüş
sadece rüzgarlardan daha güçlü esmek isteğimi
açık denizlerde nice yolculuklara yelken açmak
kış güneşinin mutlu ettigi bir kedi gibi mutlu, emin, tasasız
sere serpe ve keyifli olmak isteğimi ve dileğimi
senin ve benim, yani bizim için...
tutarak içimde
sahici ve acıtıcı gözyaşlarını bir mahsup gibi taşıya taşıya defterimde
kimselere göstermeden usulca ve çok saklı
ben geleceğim
IV.
iki çıplak yara
iki çıplak insan
şimdi karşı karşıya
artık herşey olabilir
artık bütün dünya sınırsız imkan
geç geçebilirsen ruhum
bir daha buralardan
aşktaki insanlık değil
insanlıktaki aşk
bizi şu an birbirimize bağlayan
ruh ölür, beden unutur
av kurtulur kendine kurduğu
mazinin tuzağından
kendimin sonuna geldim mi
yeniden görürüm seni
çıplak insan, tatlı özgürlük!
kana karışan aşkımız zamanla bal sızar
bilirim, çok geçtim buralardan
benim zaferim SENDEN sonra başlar
ve sürer aşkta zafer olmadığını anlayana kadar
Ankara, 2 Nisan 2005