Kimileri, en başta yaşam sevinci gereği önüme çıkan herşeye didikleyici bir biçimde dikkat eder, alabildiğince okur, düşünür, konuşur ve yazar. İlgi alanları geniş, merakları çeşitlidir, bu yüzden geniş bir yelpazeye yayılıp dağılır enerjileri; ne uzmanlaşmış sayarlar kendilerini bir konuda, ne de ahkam kesmek ve bilirkişi rolü oynamak gibi niyetleri olur.
Ben'lerinin oluşmasında, serpilip gelişmesinde, bir ruh ve kimlik kazanmasında bilgi odaklı ve bilgi yönelimlidirler.
Toprak, nasıl dış dünyanın etkilerinin içine sinmesine, kendini değiştirip, dönüştürmesine izin verirse bu insanlar da, kendilerini bilgiye açık tutarak, bilginin içlerine sızmasına izin verir, öğrenmekten, yenilenmekten ve değişmekten korkmaz. Bilgiyi yalnızca kuru bir ezber nesnesi olarak öğrenilecek, dışarda tutulacak bir şey olarak değil, kendini gözden geçirecek, kendi içine bakmakta bir araç olarak görür ve bilgiyi bünyesine katarak "canlı" kılar.
Bilgiye kendi bünyesinde yol alması için geçit veren, kişisel malzemesinin zenginleşerek değişimini, dönüşümü, erkinleşmesini mümkün kılan bu kişilerde, bilgi, bir "değer" yaratabilir, bir "erdem" olabilir, ahlakı mümkün kılabilir. Eleştiri, özeleştiri gibi değerlerin içini boşaltılarak, ucuzlatılarak kullanması geleneğine direnebilir.
Bilgi kendini anlamak için gereklidir. Oysa çoğunluğun gözünde, bilgi, kendimize bakmanın değil, başkalarını ele geçirmenin silahı olma anlamı taşır. Kendiyle ilişki kuramamak zaafı bir açmazdır aslında : kendine kapalı kişi, başkalarının kendini nasıl gördüğüne de kapalıdır. Yaşadığının tanığı olmaya soyunmuş birçoklarının kendinin bile tanığı olamaması ne hazindir !
Bilgi beraberinde bir tutum da getirir. Tutumlar bilginin nasıl edinildiği ve nasıl kullandığı konusunda yabancı gözlere dolayımlı da olsa bilgi verir. Tutum kazanmamış bilgi, sahibini ele verir. Erken oluşmuş yada erken kilitlenmiş iç dünyalarda dolaşımına izin verilmeyen, nesneleşemeyen bilgi, değişen mevsimlerle gelen yağmurla birlikte yıkanıp atılır. Dünya içlere sızmaz. Bilgi sahibi olmayı, bir yücelme veya övünme aracı olarak görenler, kendilerini olduramadıkları sürece, kim olurlarsa olsunlar, tamamlanmamış kişilikleriyle sorunlu bir yeniyetme gibi ortalıkta dolanmak zorunda kalırlar. Yaşamın akışında bilginin, inancın ve adalet duygusunun serinkanlı öfkesini taşımak yerine, bir türlü aşamadıkları ergenlik dönemi hırçınlıklarıyla kavrulurlar. Ruhun olgunlaşmasına yaramayan bilgi, başta sahibi olmak üzere kimsenin işine yaramaz.
Öğrenmeyi bilmek, düşünmeyi bilmek gibi kavramların öğrenilebilecek ve öğretilebilecek şeyler olduğunu kabul etmek ve bunu yaşama geçirmek gerekir. Günümüzün bilen insanının, önceki yüzyılların bilen insanlarından çok farklıdır. Bilgi toplumu ciddi bir bilgi etiği ve gündelik hayat tutumu tartışmasını da beraberinde getirmektedir. Çağımızda aydınlanmış birey olmak, yepyeni bir anlam, içerik ve duruş bilgisini zorunlu kılmaktadır. Bilgi bir yük gibi sırtımızda taşınacak değil, bir aydınlık olarak içimizde yaşatılacak bir şey olmadığı sürece, hamallığa değmez.
Kaldı ki mesele farklı yada karşıt düşüncelere sahip olmamız değil, bilgiyi istismar etmeden karşıt düşünceleri ortak bir zeminde tartışamamızdır. Çünkü düşünce üretmek laf üretmekten, değer üretmek ise, düşünce üretmekten çok daha zordur. Farklı düşünen insanları, ortak bir zeminde buluşturmak, temel ve ortak değerlerle olasıdır. Yaşadığımız toplumun, sorunları tartışma düzeyi, kendi çerçevesini dayatarak, sizi, üslubunuzu, söyleminizi aşağı çekmeye ; söylediklerinizi kendi arkaik mantığına, dar diline çevirmeye çalışmaktadır. Kişisel kalitelerinizi geliştirmek, bireysel çabanıza, direncinize, kişisel etiğinize kalmaktadır. Genel düzeysizlik, bilgi, zevk ve emek yoksulluğu; dildeki, algıdaki ve kültürel atmosferdeki kirlenmeden uzak durmak iyice zorlaşmaktadır. Toplumsal dokunun hücrelere kadar sinmiş kirliliğinde, kendi olmak, değerlerine sahip çıkmak, bakışını derinleştirmek, düşünce üretmek, bir dil, bir üslup, bir çizgi tutturmak kolay değildir. Sadakat, emek, direnç ancak ağır yalnızlıklar pahasına sürdürülmektedir.
Öte yandan bireysel ilerlemenin olanakları görecelidir. Kimse içinde yaşadığı toplumdan tamamen soyutlamaz kendini ; soluduğumuz havadan mutlak sizin de payınıza birşeyler düşer. Sonuçta her birey yaşadığı toplumla hesaplaşarak kendi yolunu açmaya çalışır. Başkalarında gördüğümüz hataları, kusurları kendimizin ne kadar taşıdığı konusu acı da verse sonuna kadar didiklenmelidir. Kendine zalim olmayanların, başkalarını eleştirmeye de hakları olmadığı düşünülmelidir. Çünkü başkalarını anlamak için değil, kendimizi anlamak için yaşarız. Yaşamın deneyleri bunun için vardır.
Kişi kendini cesaretle deneyebilmelidir. Kendini denemek emek ister, uzun erimli soluk ister, keskinleşmiş bilinç ister. Kendi gerçeğini keşfetme serüveninde en sıradan kişilikler bile böyle bir duruş ve beceri ile sıradışı hale gelir.
Gecelerin yazdıklarını gündüzler siler...