bir kente uzun yıllar yaşarsınız… ömrünüz geçer… göz ucu, kulaktan dolma izlerle kente dair bir mıntıka bilgisi edinirsiniz… mıntıkayı etiketlersiniz… mahallelere kimlikler atarsınız, genelleştirirsiniz… yoksul semtler, kenar mahalleler, varoşlar, gecekondu bölgeleri, mazbut muhitler, nezih caddeler, sosyete, şehir merkezi… iktisadi referanslar kente ilişkin mıntıka şifrelerinizi parseller… hatta bu parsellere gidip gelmek tercihinizi etkiler… tedirginliklerinizitetikler… aynı kentin sakinleri ortak paydanızı un ufak eder…
Seçim günüydü… oy kullandık… geriye uzun bir gün kaldı… eve dönüleceğine arabayla gezelim denildi… çevre yoluna yönlendik… kentimize yeni açılacak dev AVM istikamet alıp… adres aşina değildi… Doğukent Bulvarı, Mamak…
Kafamdaki mıntıka haritasında böyle bir etiket yoktu… bildiğim Mamak çöplüğüne doğru yollandım… Çankaya’dan Mamak tarafına açılan köprüyolları biliyordum ama ötesinin farkında değildim… çok değişmiş… Elmadağ üst geçidinden
bakınca İmrahor vadisi ve cepheden Hüseyingazi, Karapürçek, Kırıkkonaklar almış yürümüş… göçle gelen yığınların kente ilk tutundukları derme çatma yerleşimler,çok katlılara dönmüş… çömeldikleri yerden ayağa kalkmışlar… bulvarlar açılmış… dönüşen mahalleler rantın akıttığı “modern” tüketim usullerine bulanmış… dönüşüm önüne çıkan her şeyi yutup kusan bir canavar gibi olanca gücüyle taarruzunu devam ettirmekte… nerede duracağı bilinmez bir hışım ve
açgözlülükle…
kafamdaki mıntıka şifreleri bir anda tuza buz oldu… ezberim bozuldu… evvelinde yoksulluğun belinin kırıldığını sandım… gelirin ve refahın kente yayıldığını düşündüm… sonrasında müthiş aldandığımı fark ettim… finans kapitalin azgın çehresi açığa çıktı… acımaz sömürünün dişlileri daha da yağlanmış dönüyordu… önce yoksulları kırsaldan göçe mecbur bırakıp, kör topal gecekondulara istifliyorsunuz… ardınca gecekondulara tapu verip sözümona mülk
sahibi kılıyorsunuz… peşinden üç kuruş arsası, evi karşılığı elindekini alıprantı devreye sokuyorsun… yada toplu
konut diye kutu kutu konforsuz çok katlılar yapıp devlet eliyle zenginliğin yönünü belirliyorsunuz… hane sahibini borçlandırıp ucuz bir konfor ile kandırıyorsunuz… gerisi bu oyundan finans kapital kazansın, ulusal büyümeden
küresel sermaye aslan payını alsın… dehşetli bir oyun… her gün , her gün sahnelenen…
gözlerim bozuktur, belki gördüğümü bulanık seçiyorumdur ama kokuyu alabiliyorum… genzim fena yanıyor… Mamak çöplüğünü adam ettiler… kokusuz çöplükler yaratmayı başardılar… işte bu ülkede AKP bu gidişatın taşeronudur… veya her kim bu işlere finans kapital adına taşeronluk yapıyorsa iktidarı elinde tutuyordur… bu dalganın üstüne binen siyaseten yükselir… dehşet verici olanı yükselenin renginin yeşil, kırmızı olması ilk irtifalarda fark edilir ama irtifa kazandıkça renkler silikleşir… bakınız islami renkler nasıl soluklaşıp muhafazakarlığa yüz tuttu… merkez sağ gelenekle buluştu…
o zaman soru şudur… bu ülkenin esas meselesi nedir? Hangi meseleyi çözersek diğer meselelerimizi de çözmek kolaylaşır… çıkışlara yol açılır… meselenin adı “yoksulluktur”… dün öyleydi, bugün de öyle, yarın da öyle olacak… Kürkçü’nün haykırdığı gibi … “yoksuluz, yoksunuz diye yol değiliz… vardık, varız, var olacağız…”
***
sabah gün ışığında kahvaltımı ediyordum… gazetemi açtım, orta sayfa bir fotoğraf sergisinden dem vurur… resimlere daldım gittim… acı sardı ruhumu… ellerim titredi… lokmalar boğazıma dizildi… seçim gününe gördüklerime geri döndüm… cebimdeki parayı saydım… bilgim, becerim kafi göründü, çarkı çevirmeye…yarına dair umutlarımı heceledim… resimlere baktım… kendimi yoksadım… resimler kafamdaki başka kentlere ait mıntıkalara yapıştı… kolaj dünyayı sarmaladı… dünya yüzünde boş yer kalmadı…
Evet, yoksulluğun yüceltilecek, sevilecek bir tarafı yoktur, yaşayan bilir kahrını ama birbirine tutunarak
yaşamanın ve bölüşmenin yüceltilecek tarafı çoktur…
Dünyanın, yoksulluğu daim kılma girişimlerine karşın hala ayakta kalması, onu yoksullaştıranları borçlu kılar. Olanları, sessiz sedasız köşesinden korkuyla izleyenleri – beni, benim gibi düşünüyorsanız bizleri - daha da fazla borçlu kılar… Öyleyse, söylenecek tek şey vardır: bu borcumuzu ödeyelim, borcu olanlardan borçlarını ödemelerini talep edelim…
Yaşar Kemal’in “yoksulluk en büyük felakettir…” sözü yüreğimi dağlıyor…
gün gelir, bu felaket hepimizi yutar… gün gelir…