yaşlandım... ilerledi seneler kah yavaş kah hızlı... kah durgun kah çılgın... düzen olmadan hiç bi şeyin var olmayacağını ama kaos olmadan da hiçbir şeyin gelişemeyeceğini gördüm... nice kez tanık oldum... olmaktayım.. geçtiğim şu günlerde, yek diğeri için hiçbirinden vazgeçilemeyeceği neticesi durmadan ispatlanıyor...

beri yandan, yaşam çarkının burçlarında doğru bir düşünceye varmak uğruna doğru bir idraki amansızca aranıyorum... makul sözler sarfedebilmek için, kayıtsız ve anlaşılır ifadeler için düşüncelerimi insafsızca sorguluyorum... kendimin Sokrat'ı oldum... bu kertede kuşkuculuk elimi ayağımı bağlıyor haliyle, yavaşlıyorum... sessizleşiyorum ve uzaklaşıyorum...

deli boran bir fırtınanın ortasında, beton kulemin korunağında yazmaya durdum... nicedir usuma vuran, usuma düştüğüm notları... bazılarını söz verdiğim için, bazılarını sırf açıklığa kavuşturmak için...

olanın ortasında, göze bile çarpmayan bir çakımlık kıvılcımla yangınlanıyor çevremdeki ruhlar... hiddet havayı bir lahzada zaptediyor... var olabilmek için düzeni en öfkeli seslerimizle çağırıyoruz... ciğerlerimizdeki son soluk, damarlarımızdaki son damla kanla... tutunacak ve bizi alıp bir yerden bir yere nakledecek o kuvveti talep ediyoruz... karmaşaya karmaşaya cevap arıyoruz... iradesini yitirmiş çaresizlikler hercümecinde doğru düşünecek iradeyi büsbütün yitiriyoruz... takatımızın tükendiği noktada sükünet bile ifratla tecelli ediyor...

doğru düşünmeye çabalıyorum... karmaşa ne denli içinden çıkılmaz dahi olsa bir denge noktası barındırıyor...

durup yazabildiğime göre ya ben ona yaklaştım ya da denge kendiliğinden beni buldu... nasıl olduğu farketmiyor elbet ama tekrar yitirmemek namına üstünde durduğum noktayı idrak etmekte yarar var...

böylece sıralayabiliyorum farkındalıkları...

1.

karmaşa kendiyle kendi dışından bakarak dolaysızca yüzleştiğinde dinginleşebiliyor... kendine tanık olma davetine icazet ettiğinde veya tutulan aynaya baktığında gördüğü varlığını doğruluyorsa, "karşılaşma" denge adına adımlarını başlatıyor...

2.

kendine olan farkındalığın kendinin duvarlarını yıkabilmesi için, dürüstlük şart... düşündüğünün, yaptığının başkalarınca yanlışlanmasına açık olabilmek anlamında bir dürüstlük... yanıldığında yanlışına sırtını dönmemek anlamında...

3.

algılara mı, yargılara mı bakıyoruz konuşurken... zihinler başka zihinlerde yolunu bulabilmek uğruna haritalar mı yaratıyor, istila planlarımı... zihminin haritaları en fazla kendimizle söyleşirken gerekmiyor mu ?

4.

uzaktan görünen varlıklara uzak kalmayı tercih ediyorsak, dürüst davranıp yargılarımızın bulanık olabileceğini kabul edelim... algılarımız böylece yoğunlaşacak ve odaklanacaktır... damdaki adam ne yaptığı ve ne yapacağı hem dam hem adamın yanına çıkmadan bilinemez...

5.

kendi varlığına tıpatıp benzer olana denk gelirsen, sevmeye başladığın şey onun varlığı değil senin varlığının kanıtlanmış olmasıdır... o zaman içindeki sevgiyi kendini sana geri gönderen bir hediye olarak kabul et... sevincini yansıtmakla cihana şükranlarını sunabilirsin... sevinçle kabul edecektir...

6.

özgürlüğe hikmetten sonra varılacaktır... hikmete odaklanmanın sonucunda, neye odaklanılacağına farkındalıklar sonucunda... farkındalıklara çaba sonucunda... çabadaki tercihe yaşananlar sonucunda... yaşananlara eylemler sonucunda varıldığı gibi...

7.

zihinlerinde resimlerle düşünenleri göstererek ikna et... duyduklarına inanlar karşısında neyi nasıl söylediğine dikkat et... yerinde duramayanları dokunmaktan çekinme...

***

dışarda fırtına dindi... tabiat deli borandan arta kalan suyu doyasıya içine çekiyor... sokaklar temizlendi... refahlık ve tazelik sarmaladı etrafı... tabiatın ruhları iç seslerimde ahenk bulmama yardım ettiler... türü hitama erdi...

sözümü tuttum... yazdım...

yazdım ve sözüm tutuldu...