
Anacığım,
beni ilk kez kollarına aldığında neler hissettiğini bilmem mümkün değil. Ama sonra saçımı, yanaklarımı her okşayışında, beni her bağrına basışında yüreğinin atışından neler hissettiğini hep bildim. Doktor beni rahminden gömleğimle çıkarıp ensemindeki gül izine bakıp "kutlu bir bebeğiniz oldu." dediğini anlatırdın, bilmiyorum o kutlu bebeğin kollarında bir gün Hakk'a yürüyeceğini hiç düşündün mü ? Anam, sen herşeyi bilirdin, seni Yücelerin Yücesi Rabbimin rahmetine benim uğurlayacağımı da bildin mi? Şu fani dünyada şimdi öpmekten mahrum kaldığım, mahzun olduğum ak ellerine son kez benim dokunacağım da içine doğdun mu? Hala uykuya dalabilmek için gül kokunu hayal eden ve kulaklarında hala kalbinin atımlarını dinleyen o bebeğin kefen bağını çözeceği mi? "Sen benim oğlumsun, sana öğrettiğim gibi hayatı adam gibi layıkıyla yaşamalısın, ağlamadan ve vakur kalarak bu görevi de yapacaksın." diyeceğini biliyorum. Ben de öyle yaptım.
Anacığım, o gün ve sonraları hiç insan önünde ağlamadım. Üzerimde ödemesi mümkün olmayan analık hakkına en ufacık halel getirmemek için senden, sevginden, güzelliğinden, gül yüzünden sevinçle ve kıvançla bahsedip duruyorum, herkese. Başkalarının gözlerinde sana dair anlatıklarımdan sonra bir sevinç ışığı gördüğümde, gene içim senin huzurunla doluyor. Bana hala hayat veriyorsun.
Ama Anacığım, ne olur tek başıma ağladığımda beni affet. Kokunun sindiği, elinin değdiği herşeyde senin sıcaklığını duyduğum vakit yüreğim daraldığında beni affet. Parmak uçlarımda ellerini hissettiğim vakitler üstüme kasvet hırkaları giyiyorsam, affet beni. Çünkü Anacığım, ben sabahları artık senin sesine, gül yüzüne uyanamıyorum, kimse arkamdam hayır dua okumuyor, kimse sevgisini Tanrı'dan bir rahmet gibi arkamdam yollamıyor, kimse saçlarımı şefkatle okşamıyor, gidişimi seyrettiğin pencere boş, bomboş. Kimi sabahlar seni evimizin kapısında, pencerede görür gibi oluyorum. Anam geri geldi diyorum, ölmedi, ama sen yoksun. Melekler gibi beni yanıltıyorsun, bu bile içimi ısıtıyor.
Ya da Anacığım akşamları eve döndüğümde, kapıyı senin açmanı bekliyorum. Birlikte içtiğimiz akşam çaylarını çok ama çok özlüyorum, kurduğumuzun sofraları, senin bunca yüke ve çileye nasıl güçlükle dayandığını bildiğim hasta yüreciğine bir mola verip koltuğun kolçağında kıvrılmanı. Ben anacığım artık üşüme diye üstünü örtemiyorum, saçlarını koklayamıyorum. Sana Anacığım birşey yapamıyorum, seni sevindiremiyorum, sana sevgimi sunamıyorum. O an, sen bir kez daha, tek bir kez daha nefes al diye benim hayatımı alması için Tanrı'ya yalvardım, kabul etmedi. Ne yapayım, elimden bir şey gelmedi sana bunu veremedim, ama gözlerindeki ve yüzündeki ifadenden beni anladığını biliyorum, bakışlarından tekrar hayatın içine dönecek gücü okudum.
Anacığım, ben sana veremedim ama sen ölürken bile bana gene can verdin...
Şimdi, sadece senin için ve senin adına senin oğluna yakışacağını sandığım gibi hayatı olanca gücümle yaşamaya çabalıyorum, elde olanı korumak ve Tanrı'nın verdiklerine şükredip olana yeni şeyler katmaya gayret ediyorum. Yapabiliyorsam senin verdiğin elle insanlara yardıma koşuyorum, dertlerine deva olmaya çalışıyorum, senin bende bıraktığın sevgi nimetini herkese cömertçe dağıtıyorum. Ve Tanrı'ya çok şükür ediyorum ki, sevgin verdikçe çoğalıyor, verdikçe sen yaşarken olduğu gibi etrafta güller açılıyor... Gül yüzlü Anacığım güllerin hiç solmuyor...
Canım Anacığım,
İnsanlar arkamdan "anasına çekmiş, rahmetli annesi de böyle yapardı.." dediklerinde, gözlerimi yumarak ta içimde yüreğinin atışlarını dinliyorum. O ses ben senin içindeyken nasıl bana hayatı muştuladığıysa, şimdi de hayatı ve senin oğlun olmak uğrunu, şeref ve bahtiyarlığını bana muştuluyor. Ve gücü giderek artıyor, ondan aldığım güçle yoluma devam ediyorum, edebiliyorum...
Yüce Rabbimin cennetinde dualarını üzerimden eksik etme.
Ak ellerinden ve gül yüzünden hasretle ve hürmetle öperim.