
İnsan babasını anlatmayı yetletenirse, böylesi haddini bilmezliğe cüret ederse söze nasıl başlar ki...
dost sohbetlerinde anıları anlatmak değil ki mevzu... boy ölçüşebildiğin veya bir daha geri dönmeyecek varlıklar hakkında, haniyse haddine sığmasa bile sarıp sarmalayabildiğin varlıklara dair yazabilir belki insan... ancak babalar tüm bunların üstündedir... babalar kendi arkalarına saklanır... yoktur, biz varsak sığınacak gölgeleri...
babalık, kimbilir belki de bundan kelli kendi gölgesinde büyüklenmek savaşıdır... içten içe... yıkılacak son kaledir... ölecek son can...
benim Babam, kendi arkasına ve gölgesine saklanmayan ender babalardan biridir... nasılsa öyledir ve bu hali hemen şeye karşı babamı muktedir kılar... dosdoğru yürür, yolda karşılaşılabileceklerinden ürkmeden... onun bu denli özgüvenli olması şaşılacak biçimde başarıları ve birikimlerinden ötürü değildir... babam kendini inşa edebilmiş ender insanlardan biridir...
şimdilerde oğlumun yaşındayken ana babasız kalmak, harp çocuğu olmak, kıtlığı bilmek ama varlığa öykünmek üzere sağlam bir kişilik örneğidir... yol göstereni, elinden tutanı ve sırtlayanı olmadan inşa edilmiş sahici bir kişiliktir... hemen tüm hayatını bileğinin, emeğinin ve zihninin gücüyle hak ettikleri üzerine kurabilmiştir... büsbütün kıt hatta olmayan imkanlar altında okuyabilmek ve kariyerinde üst basamaklara gelebilmek önemlidir ancak babam için saydıklarım sadece kendine hürmet vesilesidir... yapılması gerekeni yapmak ve bundan kişiliğe iliştirilecek dersler çıkarmak...
seksenli yaşlarını sürerken dahi, babamın hiç korktuğunu görmedim... ne de kör cesaretle birşeylere atıldığını... ne de hayatını kumara yatırdığını... önceliği her zaman kişiliğini ve kendine yeteni korumak oldu... bu tertip tehditleri ne kabul etti, ne ki göğüsledi... dayatmalara yüz vermedi, ama dirseklemedi... babamın kapısından geri döndü öylesi ürküler... hepimiz babamın arkasında durduk ve durmaya devam ediyoruz...
benim için tercihleri oldu... okullarımı isabetle seçti, katiyerimin başlangıcında elimden tutup öğütler verdi... çocukken ve bugün de kararlarıma hiç karışmadı... terbiye usulü deneyimle, görgüyle öğretmek idi... gelin görün ki, ateşe düştüğümüzde kolumuzdan tutup çıkarttı... sorarsanız, bunları yaptığı ancak ancak kendi sahasına destursuz girerseniz anlatır... tutar her ne yapyıysa içinde.. böbürlenmez, övünmez sadece yapar... benden bunu bekler... yıllar içinde ortalıkta serseri mayın gibi dolanmamdan haz etmezdi, sonraları hayata dair direnç göstermeye başladığımda - babama sığındığım da - düştüğüm yerden kalkmamı da bekledi... yitirdiklerim arasında önemsiz olanları ayıklamak konusunda destek verdi... kalktığı isem silkelenip ayıklanabilmemdendir... kalktığımda mutlu oldu... hayatın sillelerini savuşturmaya çabalarken umudu yitirmediysem, babama bakıp "yapabilmek" iktidarını görebildiğimdendir...
bir erkek iktidarı, iktidarın tek kişilik bir oyun olduğunu babasından öğrenir... çoğu erkek için ders sadece "iktidar" konusuyla sınırlı kalır... ben çok talihliydim... iktidar dersinin yanında, metanet, basiret, adalet, cesaret derslerini de aldım babamdan... birinci sınıf bir öğretmendi... saçma sapan yanlışlarımla içine düştüğüm girdaplardan çıkarken bu dallara tutundum... hayat dair ölçütlere ihtiyaç duyduğum da bunları esas aldım... kendi hesabımı bugün için kestiğimde, bunlarla varabildiğim duraklarda itibara kavuştuğumu da gördüm... sorarsanız, babamın itibarının gerisinde bunların olduğu yeni yeni idrak ediyorum... itibarın sahicilikle eşdeğer olduğunu...
görüyorum ki, öyle olur olmaz mevzularda ahkam kesmişim ki... bu satırlar bile buna emsal... babamdan bahsetmek yerine kendimden bahsediyorum... hala boy ölçüşüp, aşık atmaya kalkıyorum... çiğlikten ve daha beteri kibirden kurtulamıyorum... öğrendim diyorum, ömürler verilmiş derin mevzulara girip, oysa ki hadi anlat denilse, iki satır sonrası boşluk... tek bir şey var o boşluğu hakkıyla dolduracak, o da babam... gelin öyleyse, bunun kökenlerinden biraz bahsedeyim, babamın sahiciliğinden...
sahicilik tabirini çok kullanırım, belki de açmam gerekli... kavramsallaştırmadan örnekle dillendireyim... varsayalım, uluorta adem baba kılığından bırakılsak kaçımız ayıbımız örter, kaçımız bu zulume karşı elleri bağlar diklenir... canlandırın gözünüzün önünde sahneyi, anlatabilmiş olacağım demek isteğimi... alın bu noktadan nereye götürebiliyorsanız götürün "sahicilik" ölçüsünü... işte babam öyledir... hadi kısa yoldan gidelim... bu sitede erkek giyiminden, damak zevkinden dem vuruyorum ya... satır aralarına bakın babamı göreceksin... kişiliği yansıtan bir tarz sahibi olmanın sahiciliğini... bu kısa yol idi, uzunu şöyle... geçen bizim oğlana sesim yükseldi çıkışır oldum... ağlattım bebeğimi, babamın yanında... babamda ağlamaya başladı... yahu sana ne oluyor demeye kalmadı, yürekten sahici bi cevap " benim canım yandı..." daha ne anlattayım üstüne... babamın sahicilik mesellerine daha sıkı sarılsaydım, hiç kuşkum yok uçup gitmez idi avucumdan sevgi...
Babam gibi olmak... olamayacağım bir şey, peşinen teslim oluyorum...
tesellim belki bir gün birilerinin bana bakıp yazmak gereğini duymaların da olacak...
iyi de yazabilirler, lanetleri de... konu burada değil...
şayet bir gün yazarlarsa, öyle ya da böyle kendi arkama saklanabildim demektir...
ve şayet arkamda birileri varsa "baba" olabilmiş sayabilirim kendimi vicdanen...
Babamdan öğrendiğim çok şeyin önünde bu hakikat durmaktadır...
bunu biliyorsam önümde BABAM durduğundandır...
başka biri değil, BABAM benim BABAM...